Petro, Venezuela Saldırısını Dünyaya Duyurdu, BM ve OAS’ı Göreve Çağırdı
Latin Amerika, tarihinin en karanlık sabahlarından birine uyanırken, bölgedeki sessizliği bozan ilk ses, krizin merkez üssü Venezuela’nın batı komşusu Kolombiya’dan yükseldi. Venezuela’nın başkenti Caracas semalarında yankılanan patlama sesleri ve askeri hareketlilik, kıtayı topyekûn bir savaşın eşiğine getirirken; Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, diplomatik protokolleri bir kenara bırakarak sosyal medya üzerinden dünyaya “kırmızı alarm” verdi.
Petro, X platformu (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı paylaşımla, Venezuela’ya yönelik bir dış saldırının başladığını resmen teyit eden ilk devlet başkanı oldu. Mesajında, diplomatik temenni cümleleri yerine sahadaki yakıcı gerçeği haykıran Petro, “Caracas şu anda bombalanıyor. Herkese uyarı, Venezuela saldırıya uğradı!” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, sadece bir durum tespiti değil, aynı zamanda küresel kurumlara yönelik acil bir eylem planı çağrısıydı.
“Füzeler Düşüyor, Dünya İzlememeli”: BM ve OAS’a Acil Toplantı Çağrısı
Kolombiya liderinin mesajı, saldırının boyutu hakkında da ipuçları veriyordu. “[Venezuela] füzelerle bombalanıyor. OAS (Amerikan Devletleri Örgütü) ve BM (Birleşmiş Milletler) derhal toplanmalı” diyerek uluslararası mekanizmaları harekete geçmeye çağıran Petro, krizin sadece Venezuela’nın iç meselesi olmaktan çıktığını, bölgesel ve küresel bir güvenlik sorununa dönüştüğünü vurguladı.
Petro’nun özellikle OAS’ı işaret etmesi manidar. Zira Washington merkezli bu örgüt, genellikle ABD politikalarına yakın duruşuyla bilinse de, Petro kıtanın kendi iç dinamikleriyle bu yangını söndürmesi gerektiğine inanıyor. BM Güvenlik Konseyi’nin acil toplanması çağrısı ise, saldırının uluslararası hukuku ihlal eden bir “tecavüz” (aggression) olarak kayıtlara geçmesi açısından hayati önem taşıyor.

Petro’nun “Üçüncü Yol” Doktrini: Askeri Seferberlik Değil, Demokratik Uzlaşı
Gustavo Petro’nun bu sabahki panik ve uyarı dolu mesajlarını anlamlı kılan asıl unsur, saldırıdan sadece 24 saat önce Maduro yönetimine yaptığı “felsefi ve stratejik” uyarılardı. Kolombiya lideri, bir yandan Venezuela’nın egemenliğine yönelik dış saldırılara göğüs gererken, diğer yandan Maduro’nun içerdeki “askeri kapanma” refleksini eleştiren dengeli bir politika izliyor.
Saldırıdan bir gün önce yaptığı açıklamada Petro, Maduro yönetimine seslenerek; dışarıdan gelen tehditlere karşı en etkili savunma hattının orduları sınıra yığmak (seferberlik) değil, içerideki toplumsal barışı sağlamak olduğunu savunmuştu. Petro’nun önerisi, modern Latin Amerika siyaseti için bir manifesto niteliğindeydi: “Genel af ve geçiş hükümeti.”
“Bolívar’ın Yurdu Baskıyla Değil, Demokrasiyle Korunur”
Petro, Venezuela’nın kurucu babası Simon Bolívar’a atıfta bulunarak, “Bolívar’ın yurdu, daha fazla ve etkisiz baskıyla değil, daha fazla demokrasiyle savunulur” tezini ortaya attı. Kolombiya liderine göre, hapishaneleri muhaliflerle doldurmak veya askeri tedbirleri artırmak, ülkeyi dış müdahaleye karşı daha dirençli yapmıyor; aksine rejimin meşruiyet zeminini zayıflatarak dış güçlerin eline koz veriyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın toparlanma sürecini örnek gösteren Petro, Venezuela için de benzer bir “ulusal mutabakat” önerdi. Tüm siyasi kesimleri (Chavezciler ve muhalifler) kapsayan bir geçiş hükümeti ve geniş kapsamlı bir genel af ilanıyla, iç cephenin tahkim edilmesini savundu. Petro’ya göre, “siyasi kapsayıcılığı genişletmek”, tanklardan ve füzelerden çok daha güçlü bir savunma kalkanıydı. Ancak bu sabahki bombalar, diplomasinin ve siyasi çözüm önerilerinin üzerine düşen gölgeyi daha da koyulaştırdı.
Sahada Ne Oluyor? Elektrik Kesintileri ve “Nokta Atışı” Operasyonlar
Petro’nun diplomatik çırpınışlarının arka planında, Caracas’ta yaşanan sıcak saatler var. Reuters haber ajansının sahadaki muhabirlerine dayandırdığı bilgilere göre, başkent Caracas’ın güney kesimlerinde, özellikle büyük askeri üslerin bulunduğu stratejik noktalarda şafak vakti şiddetli patlamalar duyuldu. Bu patlamaları takiben bölgede geniş çaplı elektrik kesintileri yaşandı.
Bu kesintilerin, bir siber saldırı sonucu mu yoksa enerji nakil hatlarının fiziksel olarak vurulmasıyla mı gerçekleştiği henüz netleşmedi. Ancak tablonun bütünü, koordineli ve çok katmanlı bir saldırıyı işaret ediyor.

Trump’ın “Maksimum Baskı” Politikası Sahaya İndi
Olayların fitilini ateşleyen süreç, ABD Başkanı Donald Trump‘ın Venezuela’ya yönelik sertleşen söylemleriyle başladı. Trump, daha önceki açıklamalarında Maduro yönetimini devirmek için “tüm seçeneklerin masada olduğunu” belirtmiş ve Venezuela’da kara operasyonları düzenlenebileceği sinyalini defalarca vermişti.
Washington yönetimi, bu süreci “narkotik terörle mücadele” kılıfına sokarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Pasifik ve Karayipler’de uyuşturucu kaçakçılığı ile bağlantılı olduğu iddia edilen Venezuela bandıralı veya bağlantılı gemilere yönelik son dönemde gerçekleştirilen 24’ten fazla saldırı, aslında bugünkü büyük operasyonun ayak sesleriydi. ABD, Maduro yönetimini bir devletten ziyade bir “kartel” olarak tanımlayarak, uluslararası hukukun “devlet egemenliği” ilkesini by-pass etmeye çalışıyor.

Latin Amerika’da Kırılma Noktası
Gustavo Petro’nun çıkışı, sadece komşuluk hukukundan kaynaklanmıyor. Kolombiya, olası bir Venezuela savaşından en çok etkilenecek ülke konumunda. Milyonlarca mülteci akını, sınır güvenliği sorunları ve çatışmanın Kolombiya içindeki silahlı grupları tetikleme riski, Bogota’yı bu krizin doğal bir tarafı haline getiriyor.

Şimdi gözler, Petro’nun çağrısına BM ve OAS’ın vereceği yanıtta. Latin Amerika, ya Petro’nun önerdiği gibi “demokratik bir uzlaşı ve diplomasi” yoluyla bu badireyi atlatacak ya da Caracas’a düşen bombalar tüm kıtayı saracak bir yangının ilk kıvılcımı olacak.











