USD44,87
%0.25
EURO52,91
%0.02
EURO/USD1,18
%-0.03
BIST14.201,05
%0
Petrol98,06
%-1.34
GR. ALTIN6.920,09
%0.4
BTC3.347.425,67
%-0.25
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Barış Sadece Bir Ütopya Mıdır?

Barış Sadece Bir Ütopya Mıdır?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Belki de insan varlığının farkında değil ya da insanoğlunun varlığı, en derin ve karanlık bir cehennem gibi. Bunca kin, savaş, acı ve açlık, dünya ile sanki büyük bir hesaplaşmanın peşinde koşuyor. İnsanlık tarihinin en kara sayfalarında yer alan savaşlar, milyonlarca canın parçalanıp küle dönüşmesine neden oldu. Savaşlarda ölen insanların sayısı 3.5 ile 5 milyar civarında; ama eminim ki, bu rakam çok daha yüksek, çünkü gözlerin önünde kayıp giden nice canlar var, gökyüzüne yükselen dumanlar gibi solgun ve ürkütücü.

Neden İnsanlar Savaşmakta ısrar ediyor?

Peki, neden insanlar savaşmakta ısrar ediyor? Savaş, dünyada var olmanın en güçlü motivasyonu mu? Elbette herkesin aklında aynı beklentiye uygun yanıtlar var. Hükümetlerin, ulusların, zenginliğin ve gücün peşinde koşan insanların, bu uçurumdan yukarı doğru yükselmeye çalışma dürtüsü… Kimi zaman hükümetlerin çıkarları, kimi zaman da bencil ve saldırgan doğamız, savaşların en büyük nedenleri.

Ulusların güç dengelerini koruma ve genişletme arzusu, kırmızı bir zehir gibi insanların damarlarına enjekte edilen psikopatça bir motivasyon haline dönüşüyor; dini, milli ya da siyasi söylemlerle, beyinler derinlemesine yıkanıyor. Ve bu yıkım, savaş sonrası görülen yıkıntılardan, yakılmış köylerden ve insan cesetlerinden sonra bile yeniden tekrarlanıyor.

İşte bu vahşi döngüde, insanın kendi varoluşunu güçlendirmek için savaşa yönelmesi, kendini güvende ve üstün hissetme arzusu… Oysa bu, bir nevi toplu bir delilik değil midir? Çocuklar, kadınlar, bebekler, hastaneler bombalanıp, sanki görkemli bir katliam sahnesinde yaşamlarını yitiriyorlar. Dengeleri altüst eden bu karanlık, nasıl da iğrenç ve şeytani bir güdüdür! Milyonlarca insan, bu sağlıksız düşünceleriyle beynini yıkayarak, savaşmak için ikna edilmekte; tıpkı bir tımarhane koridorlarında dolaşan ruhlar gibi…

Güç ve Çıkarlar mı Savaşın Sebebi?

Neden bazı devletler, uluslar, kıtalar, savaşların içine sinmiş? Güç mü? Yüksek ideolojiler mi? Yoksa sadece çıkarlar mı? Evet, dünya kamuoyu şekillendiren Marksizm, kapitalizm, komünizm gibi fikri sistemler; iç içe geçmiş savaşların ve çatışmaların birer halkasıdır, belki. Ama gerçekte, tüm bu büyük söylemlerin gerisinde asıl güç sahibi olanlar, ulusların ve devletlerin ekonomik çıkarlarını koruyan, güç ve etki savaşına yön veren büyük ekonomi odaklarıdır. Bu odaklar, savaşın aynasında kendi karanlık amaçlarını gümüşle süsler gibi gizli tutar.

Her savaş, kendi iç dinamikleri ve nedenleriyle şekillenmiş olsa da, yaşanabilir bir dünya ve barış yolları her zaman mümkündür. Zor da olsa, belki küçük adımlar ve büyük kararlılıklarla barışın ve hoşgörünün yollarını aramalıyız. Barış, savaşmak kadar zor olmamalı. Çünkü en büyük neden, güçlü ülkelerin, yoksul ülkelerin topraklarına gözüyle bakıp, nüfuslarını küresel sahneye yaymak, kendi egemenliklerini uzlaşısızca genişletmek değil midir? Sömürmek ve güç katmak değil mi?

Ulusların çatışması, nefret ve ego savaşları, milyonlarca diplomatik belge imzalanıp, yeni anlaşmalar ve iyi niyet Bildirileri dolaşıma sokulsa da, bu yorgun savaş oyunu, asla gerçek bir barış getirmeyecek. Tarih boyunca, öncekiler de barışta değilmiş, köprüler gibi yıkıcı ve kanlı olmuş. Hatta, bizim neslimiz ve gelecek nesiller için, barış içinde yaşayabilecek bir dünyanın hayali, çoğu zaman ulaşılmaz bir rüya gibi görünüyor.

Kendi Kendini Yeniden Yaratmak ve Barışın Anahtarı

Bu hayalin gerçeğe dönüşmesi için, insanlığın önce kendisini yeniden yaratması gerek. Hırslarından, sahip olma arzularından, egolarından vazgeçmeliyiz. En zengin, en güçlü olma iddialarımızdan arınmak zorundayız. Barış, sadece sırtımızdaki kabuklardan sıyrılarak, bilimi yaygınlaştırıp, kinden, nefretten ve şiddetten uzak durmakla mümkün olabilir. “Benim” odaklı düşüncelerden kopmak ve insanın vicdanını yeniden kazanmak şarttır.

İşte bu nedenle, sizce mümkün mü? İnsanlık, empatiyi ve şefkati geliştirmedikçe, dünyanın herhangi bir köşesindeki acıya, savaşa ve açlığa duyarlı olabilecek kalpleri çoğaltmadıkça, kendi bencillik ve egolarından vazgeçmedikçe, dünya barışını sadece bir ütopya olarak görmeye devam edecektir. Belki de en büyük umut, insanoğlunun yeniden doğuşunda ve içten gelen sevgiyle, barışa doğru bir adım atmasında saklıdır.

Yeni bir yazıda görüşmek üzere sevgiyle kalın dost ve okurlar.

 

Barış Sadece Bir Ütopya Mıdır?

Tamamen Ücretsiz Olarak Gazetemize Abone Olabilirsiniz.

Yeni haberlerden anında haberdar olmak için e-posta aboneliğini hemen başlat.
KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.