Türkiye’nin ekonomik panoraması, resmi rakamların ötesinde derinleşen bir toplumsal yarayı işaret ediyor. TÜİK tarafından açıklanan Ocak 2026 verileri, kağıt üzerinde tek haneli işsizlik oranları sunsa da sahadaki gerçeklik; açlık sınırı altında yaşam savaşı veren milyonların feryadıyla yankılanıyor. Dar tanımlı işsizlik oranı %8,1 olarak servis edilse de, DİSK-AR tarafından yapılan hesaplamalar, geniş tanımlı işsizliğin 12 milyon sınırına dayandığını ve halkın üzerindeki ekonomik yükün taşınamaz boyutlara ulaştığını kanıtlıyor.
İşsizlik Verilerindeki Uçurum ve Geniş Tanımlı Gerçeklik
Ekonomik krizin en çıplak hali, iş gücü piyasasındaki yapısal bozulmada kendisini gösteriyor. Resmi verilere göre işsiz sayısı bir önceki aya göre 73 bin kişi artarak 2 milyon 819 bin kişi olarak kaydedildi. Ancak bu rakam, sadece son dört hafta içinde iş arayanları kapsıyor. Oysa iş bulma ümidini yitirenler, çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayanlar ve eksik istihdam edilenleri kapsayan geniş tanımlı işsizlik oranı %29,9 gibi sarsıcı bir seviyeye ulaşmış durumda. Bu durum, Türkiye’de neredeyse her üç kişiden birinin işsizlik sarmalıyla doğrudan boğuştuğunu gösteriyor.
Kadın İstihdamında Kara Tablo
Krizin faturası toplumun en kırılgan kesimlerinden biri olan kadınlara çok daha ağır bir şekilde kesiliyor. Kadınlarda gerçek işsiz sayısı 5 milyon 925 bin seviyesine çıkarken, geniş tanımlı kadın işsizliği %39,3 gibi rekor bir orana yükseldi. Bu veri, kadın işsizliğinin erkek işsizliğinden tam 15 puan daha yukarıda olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin ekonomik düzlemde tamamen çöktüğünü belgeliyor. İşgücüne katılma oranının kadınlarda sadece %34,7’de kalması, milyonlarca kadının üretim sürecinin dışında bırakıldığını ve ekonomik bağımsızlığını kaybettiğini ortaya koyuyor.
Asgari Ücret ve Açlık Sınırı Arasındaki Makas
Çalışanlar için tablo, işsizlerden daha parlak değil. Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırı verileri ile asgari ücret arasındaki makas her geçen gün işçinin aleyhine açılıyor. Bugün gelinen noktada asgari ücret, bir ailenin sadece gıda ihtiyacını karşılayan açlık sınırının yalnızca %87’sini karşılayabiliyor. TEPAV verilerine göre gıda enflasyonunun %6,74 ile son 2 yılın zirvesini görmesi, ücretli çalışanların henüz ayın başında açlıkla burun buruna gelmesine neden oluyor. Milyonlarca emekçi, “çalışan yoksullar” kategorisine hapsedilerek hayatta kalma mücadelesine zorlanıyor.

Gençlik ve İstihdamda Kan Kaybı
Ülkenin geleceği olarak görülen genç nüfusta da umutlar tükeniyor. Genç kadınlarda işsizlik oranı %19‘a, genç erkeklerde ise %14,3‘e ulaşmış durumda. Sadece işsizlik değil, istihdamdaki genel gerileme de dikkat çekici boyutta. Ocak ayında istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre 516 bin kişi azalarak 31 milyon 953 bin kişiye geriledi. İstihdam oranının %47,9‘a düşmesi, ekonominin yeni iş alanları yaratmak bir yana, mevcut istihdamı bile koruyamadığını gösteriyor.
Krizin Toplumsal Maliyeti ve Rıza Politikası
Ekonomik kriz sadece rakamlardan ibaret değil; bu durum derin bir toplumsal maliyeti de beraberinde getiriyor. İşsizlik ödeneğine erişemeyen milyonlarca kişi, sosyal yardımlara ve güvencesizliğe mahkûm ediliyor. AKP iktidarının ekonomi politikaları sonucu halkın cebinden eksilen her kuruş, toplumsal huzursuzluğu artırırken, insanların açlık ve yoksullukla terbiye edilmeye çalışıldığı bir iklim oluşturuluyor. Ancak kriz derinleştikçe, taleplerini daha gür sesle dile getiren milyonlar, çalınan refahlarını ve insanca yaşam haklarını geri istemeye devam ediyor.











