USD45,21
%0
EURO53,04
%-0.11
EURO/USD1,17
%-0.09
BIST14.442,56
%0.92
Petrol108,81
%-1.44
GR. ALTIN6.703,28
%-0.19
BTC3.527.138,05
%2.32
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
  1. Haberler
  2. Dünya
  3. Ortadoğu’da Büyük Kırılma: İsrail’in Yeni Hedefi Türkiye mi?

Ortadoğu’da Büyük Kırılma: İsrail’in Yeni Hedefi Türkiye mi?

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ortadoğu’da beklenen o büyük patlama gerçekleşti ve bölge geri dönülemez bir yola girdi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarıyla taşlar yerinden oynarken, dünyanın en saygın stratejistlerinden Prof. Dr. Vali Nasr, yaşananları sadece bir askeri harekat değil, bölgenin 100 yıllık haritasını değiştirecek bir “nesilde bir görülebilecek kırılma” olarak tanımlıyor. Savaşın ayak seslerinin yerini ağır bombalara bıraktığı bu yeni dönemde, Türkiye için de hayati riskler barındıran yeni bir denklemin kapıları aralanıyor.

Hamas’ın 7 Ekim saldırısını “katastrofik bir başarı” olarak niteleyen Nasr, bu hamlenin İran’ı savunamayacağı bir savaşa sürüklediğinin altını çiziyor. İsrail’de zihniyeti kökten değiştiren bu saldırı, İran’ın en stratejik savunma hatları olan Hizbullah ve Suriye varlığını çıplak bıraktı. Nasr’a göre, İran semalarını İsrail saldırılarına karşı koruyan yegane unsurlar tasfiye edilince, Tahran yönetimi tarihinin en büyük güvenlik açığıyla baş başa kaldı.

Washington cephesinde ise durum geçmişten çok daha tehlikeli bir boyutta seyrediyor. 2003 Irak işgali öncesinde aylar süren bürokratik hazırlıklar ve “kurumsal akıl” devredeyken, bugünkü İran operasyonunun arkasında sadece Trump’ın tek adam kararları bulunuyor. Pentagon, CIA veya Dışişleri Bakanlığı gibi kurumların devre dışı kaldığı bu süreçte, Trump hiçbir rasyonel politika gerekçesi sunmadan savaşı masaya koydu. Bu durum, bölgedeki müttefiklerin manevra alanını daraltırken, öngörülemezliği zirveye taşıyor.

İran’ın geri adım atmamasının temel sebebi ise tam bir köşeye sıkışmışlık hali. Nasr, ABD’nin Tahran’dan maksimum beklentisi olmasına rağmen müzakerelerde hiçbir şey vermediğini belirtiyor. Hamaney liderliğindeki İran, teslim olmak yerine savaşmayı ve Amerika’ya bedel ödetmeyi seçti. Ancak bu direnç, bölgedeki otorite boşluğunu kapatmaya yetmiyor. İran’ın sahadan silinmesiyle oluşacak devasa boşluk, Türkiye için doğrudan bir beka sorunu haline dönüşüyor.

Türkiye için en büyük tehlike, Suriye ve Irak’tan sonra üçüncü bir “Kürt Meselesi” cephesinin İran sınırında açılmasıdır. İran’ın çöküşü, bölgedeki Kürt kartının yeniden dağıtılmasına ve meselenin tamamen bölgesel bir boyuta taşınmasına neden olabilir. Bu durum, Türkiye’nin sınır güvenliğini ve demografik yapısını doğrudan tehdit eden yeni bir göç dalgasını da beraberinde getirme riski taşıyor.

Ancak Nasr’ın en sarsıcı uyarısı, İsrail’in yeni stratejik rotasıyla ilgili. Netanyahu’nun “Radikal Sünni Ekseni” çıkışı, hedefin artık sadece İran olmadığını kanıtlıyor. İsrail için İran artık “gerileyen” bir sorun; asıl yükselen tehdit ise Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar’ın oluşturabileceği Sünni Blok. İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu askeri hat, doğrudan Türkiye’yi dengelemeye ve Doğu Akdeniz’den kuşatmaya yönelik stratejik bir hamle olarak okunuyor.

Sonuç olarak, Hamas’ın 7 Ekim’de yarattığı öngörülemez sonuçların bir benzeri bugün Trump ve Netanyahu’nun hamleleriyle tüm bölgeyi tehdit ediyor. Ateşle oynayan bu aktörlerin yarattığı jeopolitik deprem, Türkiye’yi hem askeri hem de diplomatik anlamda tarihinin en kritik kararlarını vermeye zorluyor.

Mavi̇ Vatan: Kuşatmaya Karşı Sert Güç Projeksiyonu

Ortadoğu’daki güç dengelerinin değişmesi, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını sadece bir enerji meselesi değil, doğrudan bir güvenlik kalkanı olarak tanımlamasına yol açtı. Vali Nasr‘ın işaret ettiği “İran sonrası boşluk” ve Netanyahu‘nun “imparatorluk hayali kuranlar” diyerek doğrudan Türkiye’yi hedef alan söylemleri, Ankara’nın askeri stratejisini daha proaktif bir noktaya taşıdı.

1. “Altıgen İttifak” ve Hızlı Müdahale Gücü

İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye’nin yükselen teknoloji temelli askeri gücüne karşı 2.500 askerden oluşan bir “Hızlı Tepki Gücü” kurma kararı aldı. Bu gücün Rodos ve Kerpe (Karpathos) adalarında konuşlandırılacak olması, Türkiye’nin Ege ve Akdeniz çıkışını askeri bir kıskaca alma girişimi olarak değerlendiriliyor. Türkiye ise bu “çevreleme” politikasına, TCG Anadolu ve MİLGEM projeleriyle denizdeki operasyonel derinliğini artırarak yanıt veriyor.

2. Enerji Güvenliğinden “Füze Münhasır Bölgesi”ne

Türkiye’nin Fatih, Yavuz ve Kanuni gibi sondaj gemileriyle yürüttüğü faaliyetler, artık sadece hidrokarbon arama değil, sahadaki askeri varlığın bir “bayrak gösterme” aracı haline geldi. Uzmanlar, Türkiye’nin kuşatma mantığını kırmak için Birleşmiş Milletlerin 51. Maddesi uyarınca 100 mil yarıçaplı bir füze münhasır bölgesi ilan etmesi gerektiğini ve 2018-2020 dönemindeki Navtex kararlılığına geri dönülmesinin hayati olduğunu vurguluyor.

3. Diplomatik Dengeleme: Mısır ve Libya Hattı

Nasr‘ın uyarısında belirttiği “Sünni Blok” tehdidini boşa çıkarmak için Türkiye, diplomatik manevra kabiliyetini artırıyor. Özellikle Mısır ile ilişkilerin normalleşmesi ve Libya ile imzalanan deniz yetki alanları mutabakatı, İsrail-Yunanistan hattının kurmaya çalıştığı “anti-Türkiye” blokunun iç tutarlılığını sarsan en önemli hamlelerdir. Bu stratejik hat, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yalnızlaştırılma girişimlerini askeri olduğu kadar siyasi bir kalkanla da durdurmayı hedefliyor.

Kısaca; Türkiye için Doğu Akdeniz, sadece bir deniz sınırı değil; Nasr‘ın bahsettiği o büyük bölgesel depremde ayakta kalmanın temel dayanağıdır. Kuşatma girişimlerine karşı geliştirilen bu “zorlayıcı diplomasi” ve “sert güç” kullanımı, önümüzdeki dönemin en kritik savunma doktrini olmaya devam edecektir.

Ortadoğu’da Büyük Kırılma: İsrail’in Yeni Hedefi Türkiye mi?

Tamamen Ücretsiz Olarak Gazetemize Abone Olabilirsiniz.

Yeni haberlerden anında haberdar olmak için e-posta aboneliğini hemen başlat.
KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.