Orta Doğu’da Tansiyon Zirvede
ABD Üslerinde Ağır Bilanço
Orta Doğu, 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan ABD ve İsrail operasyonlarının ardından tarihinin en hareketli ve karanlık günlerinden birini yaşıyor. İran’ın misilleme saldırılarıyla tırmanan gerilim, bölgedeki dengeleri kökten sarsarken, Washington kanadından gelen haberler askeri kayıpların ve maliyetin öngörülenin çok üzerinde olduğunu kanıtlıyor. New York Times ve Financial Times gibi köklü yayın organlarının aktardığı bilgiler, Pentagon’un yalnızca sahada değil, lojistik ve ekonomik anlamda da ciddi bir çıkmaza girdiğini gösteriyor.
İran tarafından gerçekleştirilen misilleme saldırılarının ardından ABD üslerinde yüksek seviyeli alarm durumuna geçildi. İlk etapta sınırlı olduğu düşünülen zararın, aslında 17 farklı tesisi kapsayacak kadar geniş bir alana yayıldığı anlaşıldı. Özellikle Kuveyt’teki ABD üssüne yönelik saldırının bilançosu, başlangıçta gizli tutulmaya çalışılsa da, yerel ve uluslararası kaynaklar yaralı sayısının 100’ü, hatta bazı tahminlere göre 150’yi aştığını bildiriyor. Bu durum, Amerikan kamuoyunda ordunun kayıpları örtbas ettiğine dair sert eleştirileri de beraberinde getirdi.
Yaralıların tahliyesi için kurulan hava köprüsü, çatışmanın şiddetini gözler önüne seriyor. Suudi Arabistan’dan havalanan ve Umman üzerinden Almanya’ya ulaşan uçaklar, “acil” koduyla onlarca personeli Landstuhl Bölge Tıp Merkezi’ne taşıyor. Gelen raporlara göre, askerlerde travmatik beyin hasarı, beyin sarsıntısı ve hafıza kaybı gibi ciddi semptomlar görülüyor. CENTCOM tarafından yapılan son açıklamalarda, saldırılarda hayatını kaybeden ABD askeri sayısının 7’ye yükseldiği teyit edilirken, ağır yaralı personelin durumu kritik bölgelerdeki askeri varlığın geleceğini sorgulatıyor.
Mücadelenin askeri boyutunun yanı sıra, ekonomik maliyeti de şok edici düzeylere ulaştı. Savaşın sadece ilk altı gününde harcanan miktarın 11 milyar doları aşması, Pentagon’u ek bütçe arayışına itti. Özellikle 3.6 milyon dolar değerindeki Tomahawk seyir füzelerinin yoğun kullanımı, stokların hızla erimesine neden oldu. Uzmanlar, ABD ordusunun son beş yılda ancak 322 adet satın alabildiği bu füzelerden sadece ilk 100 saatte 168 adet kullandığını vurguluyor. Üretim hızının tüketimin çok gerisinde kalması, savunma devlerinin talebe yetişemediği bir kriz ortamı yaratıyor.
Bu noktada siyasi kanattan gelen tepkiler de yükseliyor. Demokrat Senatör Mark Kelly, asimetrik savaşın maliyet uçurumuna dikkat çekerek, milyon dolarlık savunma sistemlerinin 30 bin dolarlık İran İHA’larına (Şahid) karşı kullanılmasının “hatalı bir matematik” olduğunu savunuyor. Pentagon’un talep etmeye hazırlandığı 50 milyar dolarlık ek bütçe, Cumhuriyetçi senatörlerin de tepkisini çekmiş durumda. Lisa Murkowski gibi isimlerin, ordunun şeffaflık göstermesi gerektiğini vurgulaması, Beyaz Saray’ın iç siyasette de zorlanacağını gösteriyor.
Sonuç olarak, İran’ın gerçekleştirdiği kapsamlı misilleme, ABD’nin bölgedeki stratejik hesaplarını altüst etti. Mühimmat stoklarının yenilenmesinin yıllar alacağı gerçeğiyle yüzleşen Washington, bir yandan yaralı askerlerini tahliye etmeye çalışırken, diğer yandan hem ekonomik hem de askeri bir yıpratma savaşıyla karşı karşıya kalmış durumda. Orta Doğu’daki bu büyük patlama, küresel siyasetin ve modern savaş doktrininin yeniden şekillendiği bir dönüm noktası olma özelliğini koruyor.











