ABD ve İsrail operasyonlarının hedefi olan ve 115 kız çocuğunun hayatını kaybettiği bir ilkokula yönelik saldırı, gazetenin sayfalarında oldukça mesafeli ve pasif bir dille yer buldu. Bu denli büyük bir sivil trajedinin, sorumluları net bir şekilde işaret etmeyen ve olayın dehşetini hafifleten “örtük” ifadelerle geçiştirilmesi dikkatlerden kaçmadı. Küçük çocukların yaşamını yitirdiği bu ağır bilanço, haber metinlerinde adeta istatistiksel bir veriymiş gibi sunulurken, saldırının faili olan askeri güçlerin adı doğrudan zikredilmekten kaçınıldı.
İsrail’deki Kayıplar ve Detaylı Anlatım Tezadı
Öte yandan, İsrail topraklarında gerçekleşen ve 9 kişinin yaşamını yitirdiği saldırı, New York Times tarafından bambaşka bir yaklaşımla okuyucuya servis edildi. Bu haberde hayatını kaybedenlerin hikayeleri, saldırının yarattığı tahribat ve olay anına dair tüm dramatik detaylar en ince ayrıntısına kadar işlendi. Ölenlerin isimlerine, ailelerine ve uğradıkları mağduriyete geniş yer verilerek okuyucuda duygusal bir bağ kurulması sağlandı. Bu durum, gazetenin hangi hayatların “yas tutmaya değer” olduğu konusunda zihni bir hiyerarşi kurduğu yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Medya Etiği ve Habercilikte Çifte Standart
Gazetenin bu tutumu, medya kuruluşlarının çatışma bölgelerindeki haber verme reflekslerini yeniden sorgulattı. Körfez‘deki stratejik dengeler ve siyasi ittifaklar, gazetecilik refleksi olan “gerçeği tüm çıplaklığıyla aktarma” sorumluluğunun önüne geçmiş görünüyor. Uzmanlar, bir tarafta yüzü aşkın çocuğun ölümü sessizlikle geçiştirilirken, diğer taraftaki daha az sayıda kaybın manşetlere taşınmasını “algı yönetimi” olarak nitelendiriyor. Bu editoryal tercihler, New York Times‘ın küresel saygınlığına gölge düşürürken, bağımsız habercilik bekleyen kitleler arasında güven kaybına yol açıyor.
Kaynak: Odakhaber