Netanyahu Kabineye “Sus” Dedi, Sokaklar Yanarken Gözler İran’a Çevrildi
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, siyasi kariyerinin en zorlu sınavlarından birini veriyor. Ülke içinde ekonomik darboğazın tetiklediği ve binlerce kişinin katılımıyla şiddet olaylarına dönüşen protestolar, hükümeti köşeye sıkıştırdı. Kriz anlarında sert tedbirleriyle bilinen Netanyahu, bu kez kabinesine olağandışı bir talimat vererek “basınla konuşma yasağı” getirdi. Siyasi kulislerde bu “sessizlik emri”, yaklaşan büyük bir fırtınanın; olası bir İran saldırısının habercisi olarak yorumlanıyor.
TEL AVİV (SİYASET VE GÜVENLİK DOSYASI) — İsrail sokakları, Kaplan Caddesi protestolarından bu yana en hararetli günlerini yaşıyor. Ancak bu kez mesele yargı reformu veya rehine takası değil; doğrudan “cep” ve “tencere”. Uzun süren savaş halinin getirdiği ağır ekonomik yük, enflasyon ve artan vergiler, İsrail halkını sokağa döktü.
Protestoların barışçıl sınırları aşıp kamu binalarına ve bakan konutlarına yönelen şiddet eylemlerine dönüşmesi üzerine, Başbakan Binyamin Netanyahu “Acil Durum Freni”ne bastı. Ancak bu fren, eylemcilere değil, kendi bakanlarına yönelik oldu.
Kabineye “Fermuarı Çekin” Talimatı
İsrail basınında (Haaretz ve Kanal 12 kaynaklı) yer alan bilgilere göre, Netanyahu son kabine toplantısında bakanlarını sert bir dille uyardı. “Şu andan itibaren basına tek kelime edilmeyecek” minvalindeki bu talimat, siyasi literatürde bir panik göstergesi veya büyük bir askeri operasyon öncesi uygulanan “karartma” (blackout) taktiği olarak okunuyor.
Netanyahu’nun bu yasağı getirmesindeki temel motivasyonun iki yönlü olduğu belirtiliyor:
İçerdeki Çatlağı Gizlemek: Protestoların şiddetlenmesiyle birlikte, koalisyonun aşırı sağcı ortakları (Ben-Gvir ve Smotrich kanadı) ile daha ılımlı kanat arasında “ekonomik yönetim” konusunda başlayan kavganın kamuoyuna yansımasını engellemek.
Dışarıya “Zayıflık” Göstermemek: Sokakları yanan bir İsrail görüntüsünün, başta İran ve vekil güçleri (Hizbullah, Hamas) olmak üzere düşmanlara “saldırı için doğru zaman” mesajı vermesinden korkuluyor.
“Wag the Dog” Senaryosu: Hedef İran mı?
Siyaset bilimciler ve güvenlik analistleri, Netanyahu’nun bu hamlesini klasik bir “dikkat dağıtma” stratejisiyle ilişkilendiriyor. Sinema ve siyaset terminolojisinde “Wag the Dog” (Başkanın Adamları) olarak bilinen; iç politikada sıkışan bir liderin, gündemi değiştirmek ve ulusu bayrak altında birleştirmek için dışarıda bir savaş başlatması senaryosu, şu an Tel Aviv masalarında en güçlü ihtimal.
Bakanlara uygulanan konuşma yasağı, İran’a yönelik kapsamlı bir hava saldırısının veya sabotaj eyleminin son hazırlık aşaması olabilir. Netanyahu, içerdeki ekonomik öfkeyi, dışarıdaki “varoluşsal tehdit” (İran Nükleer Programı) ile soğutmayı hedefliyor olabilir. Tarihsel olarak İsrail toplumunun, güvenlik tehdidi söz konusu olduğunda ekonomik sorunları rafa kaldırdığı bilinen bir gerçek.
Sokaklarda “Ekmek ve Güvenlik” Savaşı
Protestoların boyutu ise Netanyahu’nun işinin bu kez zor olduğunu gösteriyor. Tel Aviv, Kudüs ve Hayfa’da toplanan kalabalıklar, sadece “Pahalılık” sloganları atmıyor; aynı zamanda “Savaş Bütçesi, Halkın Bütçesini Yedi” diyerek, hükümetin güvenlik politikalarını da sorguluyor.
Polisin göstericilere karşı atlı birlikler ve tazyikli suyla müdahale etmesi, şiddet sarmalını büyütüyor. Hükümet binalarının çevresinin barikatlarla kapatılması, İsrail demokrasisinin içinde bulunduğu krizin görsel bir kanıtı gibi. Netanyahu, bakanlarını susturarak bu görüntülerin uluslararası medyada “İsrail çöküyor mu?” manşetleriyle yer almasını engellemeye çalışıyor.
Uluslararası Baskı ve İmaj Sorunu
Netanyahu’nun “sessizlik” stratejisinin bir diğer ayağı da Washington ve Brüksel ile ilgili. ABD yönetimi, İsrail içindeki istikrarsızlığın bölgesel bir kaosa dönüşmesinden endişe ediyor. Netanyahu, kabinesindeki radikal isimlerin basına vereceği fevri demeçlerin, zaten gergin olan ABD-İsrail ilişkilerini daha da zora sokmasından çekiniyor.
Özellikle ekonomik krizin derinleşmesi, İsrail’in kredi notunun düşmesi ve yabancı yatırımcının kaçışı, Netanyahu’yu “ekonomiyi yönetemeyen lider” konumuna düşürüyor. Bu imajı silmek için “Güvenliği yöneten güçlü lider” profiline dönmesi şart. Bu da ibrenin tekrar İran’a dönmesine neden oluyor.
Bıçak Sırtında Bir Kumar
Binyamin Netanyahu, siyasi hayatının en büyük kumarını oynuyor. Bir yanda ekonomik kriz nedeniyle sokağa dökülen kendi halkı, diğer yanda nükleer eşikteki İran tehdidi. Bakanlarına “susun” diyerek zaman kazanmaya çalışan “Bibi”, bu sessizliği büyük bir patlamayla (askeri bir operasyonla) bozmaya hazırlanıyor olabilir.
Ancak risk büyük: Eğer İran hamlesi ters teper ve bölgesel bir savaşı tetiklerse, zaten kırılgan olan İsrail ekonomisi tamamen çökebilir ve sokaktaki öfke, hükümeti deviren bir tsunamiye dönüşebilir. Tel Aviv’de şu an hakim olan sessizlik, fırtına öncesi sessizliğinden başka bir şey değil.











