Ege Denizi’nde Meydana Gelen Deprem Yürekleri Ağza Getirdi, Vatandaşlar Kendini Sokağa Attı
Türkiye’nin batı ucu, 18 Ocak 2026 sabahına korku dolu bir başlangıç yaptı. İzmir ve çevresinde, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hissedilen şiddetli sarsıntı, milyonlarca insanı uykusundan uyandırdı. Yataklarından fırlayan ve depremin şokuyla ne yapacağını bilemeyen vatandaşlar, kendilerini güvenli alanlara atmaya çalıştı. Arama motorlarında ve sosyal medyada “İzmir’de deprem mi oldu?” sorusu saniyeler içinde gündemin ilk sırasına yerleşirken, beklenen resmi açıklama AFAD ve Kandilli Rasathanesi’nden geldi. Merkez üssü Ege Denizi olan deprem, sadece İzmir’i değil, kıyı Ege’deki birçok ili beşik gibi salladı.
İzmir, coğrafi kaderi olan fay hatlarının hareketliliğiyle bir pazar sabahı daha yüzleşti. Saatler henüz günün erken vaktini gösterirken, yerin altından gelen uğultu ve ardından başlayan sarsıntı, kentin sessizliğini bozdu. Özellikle Bornova, Bayraklı, Karşıyaka ve Seferihisar gibi ilçelerde sarsıntının şiddeti daha yoğun hissedildi.
Çok katlı binalarda yaşayan vatandaşlar, sarsıntının etkisiyle avizelerin sallandığını ve dolap kapaklarının ses çıkardığını bildirirken, giriş katlarda ve müstakil evlerde yaşayanlar da yerin altından gelen güçlü bir vuruş hissettiklerini ifade etti. Depremin süresi çok uzun olmasa da, sabahın sessizliğinde yarattığı etki, paniğin büyümesine neden oldu.
Resmi Veriler: Ege Denizi’nde Hareketlilik
Sarsıntının hemen ardından gözler, Türkiye’nin deprem konusundaki en yetkili iki kurumuna, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ve Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’ne çevrildi. Yapılan ilk açıklamalara göre, depremin merkez üssü Ege Denizi açıkları olarak belirlendi. Uzmanlar, Ege Denizi’ndeki fay sistemlerinin doğası gereği bu tür orta büyüklükteki depremlerin sık yaşandığını, ancak denizde meydana gelen depremlerin enerji boşalımı sırasında geniş bir alanda hissedilebildiğini vurguladı.
Depremin derinliğinin, sarsıntının İzmir’in yanı sıra Manisa, Aydın, Muğla ve hatta Çanakkale’nin bazı kesimlerinden de hissedilmesinde etkili olduğu belirtiliyor. “İlksel” veriler, sarsıntının yıkıcı bir boyutta olmadığını işaret etse de, yarattığı korku, büyüklüğünden daha fazla oldu.
İzmir’in Geçmeyen Travması: 30 Ekim Hatırası
Bu sabah yaşanan sarsıntının İzmirliler üzerinde yarattığı etkinin bu denli büyük olmasının sosyolojik ve psikolojik nedenleri var. 30 Ekim 2020’de yaşanan ve büyük yıkıma neden olan İzmir Depremi’nin izleri, kent hafızasından silinmiş değil. Her sarsıntı, İzmirliler için o acı günün travmasını tetikliyor. Sabahın erken saatlerinde, henüz uykudayken yakalanılan bu deprem de, insanlarda “savunmasızlık” hissini artırdı. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda, “Yine o uğultuyla uyandık”, “Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu” ifadeleri, yaşanan korkunun boyutunu gözler önüne serdi. Çok sayıda vatandaş, artçı sarsıntı korkusuyla evlerine girmek yerine parklarda ve açık alanlarda beklemeyi tercih etti.
Saha Taraması ve İlk Tespitler
Depremin hemen ardından İzmir Valiliği koordinesinde AFAD, itfaiye ve polis ekipleri teyakkuza geçti. Özellikle depremin merkez üssüne en yakın kıyı şeridindeki yerleşim birimlerinde (Çeşme, Urla, Seferihisar, Karaburun) yoğun bir saha taraması başlatıldı. Yetkililerden gelen ilk bilgilere göre, kent genelinde herhangi bir binanın yıkıldığına veya ciddi hasar gördüğüne dair bir ihbar ulaşmadı. Ancak panik anında evden çıkmaya çalışırken merdivenlerden düşen veya cam kırıkları nedeniyle hafif yaralanan bazı vatandaşların hastanelere başvurduğu öğrenildi. Muhtarlar ve yerel yönetimler, mahalle bazlı kontrollerini sürdürerek, eski ve yorgun binalarda çatlak olup olmadığını tespit etmeye çalışıyor.
İletişim Hatları ve Dijital Refleks
Deprem anında GSM operatörlerinde kısa süreli yoğunluk yaşansa da, hatlarda tam bir kesinti meydana gelmedi. Vatandaşlar, yakınlarının durumunu öğrenmek için telefonlara sarılırken, internet tabanlı iletişim uygulamaları (WhatsApp vb.) en yoğun kullanılan mecralar oldu. Sosyal medya platformları, bir kez daha “dijital toplanma alanı” işlevi gördü. Vatandaşlar, bulundukları ilçedeki durumu anlık olarak paylaşarak, bilgi akışının sağlanmasına katkıda bulundu.
Soğukkanlı Bekleyiş ve Uyarılar
Günün aydınlanmasıyla birlikte İzmir’de hayat normale dönmeye çalışsa da, tedirginlik devam ediyor. Uzmanlar, ana sarsıntının ardından büyüklükleri değişen artçı sarsıntılar olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Yetkililer, vatandaşları hasarlı olduğundan şüphelendikleri binalara girmemeleri, asansörleri kullanmamaları ve sadece resmi kaynaklardan (Valilik, AFAD) yapılacak açıklamalara itibar etmeleri konusunda uyarıyor. Ege Denizi’nin derinliklerinden gelen bu sabahki “uyarı”, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmesi gerektiğini ve afet bilincinin her an taze tutulmasının hayati önemini bir kez daha hatırlattı. İzmir halkı, şu an için en büyük tesellisi herhangi bir can kaybı olmamasıyla, günü temkinli bir bekleyişle geçiriyor.











