İran’da Sokaklarda 3 Bin 117 Kişi Öldü, 2 Bin 427’si Şehit Sayıldı
Tahran yönetimi, aylardır ülkeyi sarsan protesto dalgasının ardından ilk kez bu denli kapsamlı ve sarsıcı bir “ölüm raporu” yayımladı. İran Şehit ve Gaziler Vakfı, Adli Tıp Kurumu verilerine dayanarak yaptığı açıklamada, olaylarda toplam 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Ancak raporun en çarpıcı detayı, ölenlerin yüzde 78’inin (2.427 kişi) rejim tarafından “şehit” statüsünde sınıflandırılması oldu. Bu veriler, İran sokaklarında yaşananların bir protestodan öte, düşük yoğunluklu bir iç çatışma boyutuna ulaştığını kanıtlar nitelikte.
İran İslam Cumhuriyeti, tarihinin en ciddi meşruiyet krizlerinden ve toplumsal başkaldırılarından birini yaşarken, devlet kurumları sessizliğini bozarak olayların “kanlı bilançosunu” resmen açıkladı. İran Şehit ve Gaziler Vakfı (Bonyad-e Shahid), ülkedeki şiddet sarmalının boyutunu ortaya koyan resmi bir rapor yayımladı.
İran Adli Tıp Kurumu’nun otopsi raporları, kimlik tespit tutanakları ve hastane kayıtlarına dayandırılan verilere göre; ülke genelindeki meydanlarda, sokak aralarında ve üniversite kampüslerinde yaşanan çatışmalarda toplam 3 bin 117 kişi yaşamını yitirdi. Bu rakam, uluslararası insan hakları örgütlerinin bugüne kadar teyit edebildiği sayıların dahi üzerinde olmasıyla dikkat çekiyor.
“Şehit” İstatistiği ve Rejimin Stratejisi
Açıklanan raporda, ölü sayısının yüksekliği kadar, bu ölümlerin devlet nezdindeki sınıflandırması da büyük bir tartışma konusu yarattı. Vakıf, hayatını kaybeden 3 bin 117 kişiden 2 bin 427’sinin “şehit” olarak kabul edildiğini duyurdu. Geriye kalan yaklaşık 690 kişinin ise “isyancı”, “yabancı ajan” veya “karşı devrimci unsur” olarak kategorize edildiği anlaşılıyor.
Siyasi analistler, ölenlerin yaklaşık yüzde 78’ine “şehit” statüsü verilmesini, Tahran yönetiminin kriz yönetimi stratejisinin kritik bir parçası olarak yorumluyor. İran’da “şehitlik” kavramı, sadece dini bir mertebe değil, aynı zamanda ciddi yasal ve ekonomik ayrıcalıklar tanıyan bir statü.
Rejimin bu hamlesi şu üç amaca hizmet ediyor olabilir:
Güvenlik Güçlerini Kutsama: Ölenlerin önemli bir kısmının Besic milisleri, Devrim Muhafızları ve polis memurları olduğu vurgulanarak, rejimin kendi tabanını konsolide etmesi ve “vatan savunması” algısını güçlendirmesi.
Tazminat Yoluyla Suskunluk: Protestolarda hayatını kaybeden ancak doğrudan silahlı eyleme karışmamış sivillerin ailelerine “şehit maaşı” ve çeşitli imtiyazlar (üniversite kontenjanı, konut yardımı vb.) verilerek, toplumsal öfkenin dindirilmesi ve ailelerin sessizliğinin satın alınması.
Karşı Tarafı Marjinalize Etme: Büyük çoğunluğu “bizden” göstererek, geriye kalan ölümleri marjinalize etmek ve protestocuları “küçük, şiddet yanlısı bir azınlık” olarak yaftalamak.
Rakamların Anlattığı “Savaş” Gerçeği
3 bin 117 can kaybı, modern bir devletin iç güvenlik olayları için “korkunç” bir eşik olarak kabul ediliyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse; bu rakam, pek çok ülkenin konvansiyonel savaşlarda verdiği kayıplardan daha yüksek.
Bu veri, İran sokaklarında yaşananların basit bir “sivil itaatsizlik” eylemini çoktan aştığını gösteriyor. Can kayıplarının bu denli yüksek olması, güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımının (gerçek mermi, ağır silahlar) yanı sıra, protestocuların da yer yer silahlı direniş gösterdiği veya çatışmaların kitlesel bir kaosa dönüştüğü bölgelerin varlığına işaret ediyor. Özellikle Sistan-Belucistan ve Kürdistan eyaletleri gibi etnik gerilimlerin yüksek olduğu bölgelerde, olayların adeta bir “şehir savaşı” konseptinde cereyan ettiği, bu raporla dolaylı olarak doğrulanmış oldu.
İnsan Hakları Örgütleri ve “Kayıp” Veriler
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ve İran İnsan Hakları Örgütü (IHR) gibi kuruluşlar, uzun süredir ölü sayısının binlerle ifade edilebileceğini belirtiyor, ancak internet kesintileri ve medyadaki sansür nedeniyle kesin verilere ulaşamıyordu.
İran Şehit ve Gaziler Vakfı’nın açıkladığı 3 bin 117 sayısı, muhalif kaynakların tahminlerini dahi aşmış durumda. Ancak muhalifler, “şehit” sayılan 2.427 kişinin büyük bir kısmının aslında rejim kurşunuyla ölen masum siviller olduğunu, devletin kendi suçunu örtbas etmek için bu kişileri “şehit” ilan edip ailelerine baskı veya rüşvet uyguladığını iddia ediyor. “Rejim önce öldürüyor, sonra cenazesini kaçırıyor, en sonunda da ‘bizden biriydi, isyancılar öldürdü’ diyerek şehit ilan ediyor” tezi, sosyal medyada en çok dile getirilen iddialar arasında.
Toplumsal Travma ve Gelecek Senaryoları
Bu açıklama, İran toplumunda derinleşen çatlağı onarmaktan ziyade daha da belirginleştirebilir. Bir yanda “şehit” sayılanların ailelerine sağlanan devlet desteği, diğer yanda “hain” ilan edilenlerin ailelerinin yaşadığı dışlanmışlık ve adalet arayışı, ülkeyi duygusal olarak ikiye bölüyor.
Raporun zamanlaması da manidar. Rejim, bu açıklamayı yaparak “Olaylar bitti, bilançoyu çıkardık, artık normalleşme zamanı” mesajı vermek istiyor olabilir. Ancak 3 binden fazla evin ocağına düşen ateşin, bir bürokratik açıklama ve maaş bağlanmasıyla sönmesi zor görünüyor.
İran, bu kanlı bilançoyla birlikte artık geri dönülmesi zor bir eşiği aşmış durumda. Resmi ağızlardan dökülen bu itiraf, İran İslam Cumhuriyeti tarihine, 1979 Devrimi’nden veya 1980-88 İran-Irak Savaşı’ndan sonraki en kanlı iç toplumsal travma olarak kayıtlara geçti. Dünya şimdi, Tahran yönetiminin bu itirafın ardından atacağı adımları; sorumluların yargılanıp yargılanmayacağını veya baskının dozunun artıp artmayacağını endişeyle takip ediyor.











