Berlinale 2026’da Türk Sineması Damga Vurdu
Berlin Film Festivali (Berlinale) 2026, bu yıl yalnızca sinema ödülleriyle değil, törende yapılan politik ve insani mesajlarla da dünya kamuoyunun gündemine oturdu. Festivalin en prestijli ödülleri olan Altın Ayı ve Gümüş Ayı, iki Türk yönetmene giderken, ödül töreni sanatın ifade özgürlüğü ve küresel adalet tartışmalarının merkezine dönüştü.

Altın Ayı İlker Çatak’ın “Sarı Mektuplar”ına
Türk-Alman yönetmen İlker Çatak, yönettiği “Sarı Mektuplar (Yellow Letters)” filmiyle En İyi Film Altın Ayı Ödülünün sahibi oldu. Film, siyasi görüşleri nedeniyle çalışmaları yasaklanan bir Türk yönetmen ile oyuncu eşinin hikâyesi üzerinden, baskının bireysel ve sanatsal üretim üzerindeki etkisini konu alıyor.
Festival jürisi, filmin yalnızca bir ülkeye değil, evrensel bir geleceğe işaret ettiğini vurguladı. Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi şu sözlerle değerlendirdi:
“Bu film korkutucu bir önsezi sunuyor. Kendi ülkelerimizde de yaşanması muhtemel bir yakın geleceğe bakış.”
“Sarı Mektuplar”, sinemanın politik baskılar karşısında tanıklık etme gücünü öne çıkaran anlatımıyla festivalin en çok konuşulan yapımlarından biri oldu.

Gümüş Ayı Emin Alper’e: “Yalnız Değilsiniz”
Festivalin Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü, Emin Alper’in yönettiği “Kurtuluş (Salvation)” filmine verildi. Ancak gecede en çok yankı uyandıran an, Alper’in ödül konuşması oldu.
Alper, konuşmasında Türkiye’de tutuklu bulunan muhalif siyasetçilere ve belediye başkanlarına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Sekiz yıldır hapiste olan Osman Kavala, dokuz yıldır Selahattin Demirtaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve cezaevindeki diğer tüm belediye başkanları… Yalnız değilsiniz. Biz yalnız değiliz. Yalnız kalmayacağız.”
Alper, sözlerini yalnızca Türkiye ile sınırlı tutmadı. İran halkı, Gazze’deki Filistinliler ve Ortadoğu’daki Kürtler için de dayanışma mesajı verdi. Konuşmasının sonunda ise kişisel bir not paylaştı:
“Bu konuşma, yakında üç yaşına girecek ve ayıları seven kızım için bir doğum günü hediyesi.”
Festivalde “Sessizlik” Tartışması
Festivalin açılış günlerinde yaşanan bir başka gelişme ise tartışmalara yol açtı. Basın toplantısında konuşan Wim Wenders, Alman hükümetinin İsrail’e verdiği destekle ilgili bir soruya, “Siyaset alanına gerçekten giremeyiz” yanıtını verdi. Bu açıklama, sanat dünyasında sert tepkilere neden oldu.
Ödüllü Hint yazar Arundhati Roy, bu yaklaşımı “vicdansızca” olarak nitelendirerek Berlinale’deki etkinlikten çekildi. Ardından aralarında Javier Bardem, Tilda Swinton ve Adam McKay’in de bulunduğu çok sayıda sinema insanı, festival yönetimini Filistin’e yönelik saldırılar karşısında sessiz kalmakla suçlayan bir açık mektup yayımladı.

Yönetimden Yanıt ve Diğer Ödüller
Berlinale Direktörü Tricia Tuttle, suçlamaları reddederek, “Sesini yükseltmek demokrasinin bir parçasıdır ve büyük bir cesaret gerektirir” dedi. Tuttle, tüm görüşlere katılmadıklarını ancak ifade özgürlüğüne saygı duyduklarını vurguladı.
Festivalde Sandra Hüller, “Rose” filmindeki performansıyla En İyi Başrol ödülünü aldı. “Queen at Sea” filmi ise Alzheimer temasını işleyerek iki farklı dalda Gümüş Ayı kazandı.
İranlı muhalif yönetmen Cafer Penahi de Berlinale’de söz alarak, ülkesindeki protestolara yönelik baskıları “katliam” olarak tanımladı ve insan hakları ihlallerini kınadı.











