USD45,03
%0.02
EURO52,84
%0.04
EURO/USD1,17
%0.04
BIST14.594,01
%1.28
Petrol101,46
%2.35
GR. ALTIN6.772,40
%-0.63
BTC3.463.911,04
%-1.61
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
Hüseyin Tokmak
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Fenerbahçe’de Sözün Bittiği Yer

Fenerbahçe’de Sözün Bittiği Yer

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Derbide Ruhsuzluk

Galatasaray’ın Taktiksel Zaferi ve 12 Yıllık Hasretin Ağırlığı

Futbolda bazı anlar, bazı maçlar vardır ki üzerine ciltlerce kitap yazsanız da sahadaki o “boşvermişliği” kelimelerin yetersizliğiyle anlatamazsınız. İşte tam da bu yüzden “sözün bittiği yer” diyoruz. Fenerbahçe için bu sadece sıradan bir derbi değil; tarihi bir eşik, kırılma noktası ve varoluşsal bir sınavdı. Tam 12 koca yıl… Dile kolay, bir neslin şampiyonluğunu görmeden büyüdüğü bu uzun süreçte, sarı-lacivertli formanın ağırlıklarını taşıması ya da hasreti dindirmesi beklenen bir futbolcu bileşenleri sahasında vardı. Ancak her ne olursa olsun, Fenerbahçe taraftarının ekran başında ve tribünlerde izlediği şey, şampiyonluğa inananların bir takımının mücadelesi; maçı ve formayı ciddiye almayan, hedefsiz bir oyuncu grubunun teslimiyetiydi.

Futbolun doğuşunda her zaman vardır. En şanssız gününüzde olabilir, doğrudan dövebilirsiniz, üst sizi sevmez ve sahadan ayrılırsınız. Taraftar skoru affeder, ancak taraftarın ve futbolun yazılı olmayan kurallarının asla affetmeyeceği tek bir şey vardır: Mücadele etmek. Sahaya o formayı terletmek için ortaya çıkan futbolcuların, formanın parasını vermeme gibi bir lüksü yoktur. Bu gece sarı-lacivertli futbolcular, adeta sahada yokları oynadılar. Kalede güven vermesi beklenen Ederson’un tel yayılımı, Nene ve Kerem’in sahada hayalet gibi dolaşması, Sıdıki Cherif’in ise tanınamayacak kadar kötü, sıcaklıktan uzak performansı hezimetin zeminini hazırladı. Bu isimler, kariyerlerinin belki de en kötü ve en ruhsuz 90 dakikalarından birini geride bıraktılar.

Oysa hikaye çok daha farklı anlatılmıştı. Maçın devamı ve takip eden dakikalarda, rakip yarı alanda oyunu oluşturan çalışan bir Fenerbahçe ilk düdükle birlikte vardı. Nitekim bu başlangıç, daha 13. dakikada meyvesini verdi ve sarı-lacivertliler bir penaltı kazandı. Topun başına geçen isim Talisca’ydı. Belki de o top ağlarla buluşsa, derbinin psikolojisi ve sezonun kaderi tamamen değişecekti. Ancak Talisca’nın vuruşunda topun yan ağlara gitmesi, sadece kaçan bir gol değil; aynı zamanda bir takımın kırılmasının başlangıcı oldu. Kaçan penaltı, takımın tüm moralini alt üst ederken, oyun planı, şeması ve Fenerbahçe’nin saha direncini tamamen sıfırladı. O dakikadan sonra sahada reaksiyon gösterebilen bir takım kalmadı.

Madalyonun diğer tarafında ise konuyu başaramamış, ne istediğini bilen ve planına sadık kalan bir Galatasaray vardı. Sarı-kırmızılı ekip, maçın hem fiziksel hem de zihinsel olarak mükemmel bir şekilde hazırlanmıştı. Galatasaray’ın oyun planının olmazsa olmazı olan “ön alan baskısı”, bu oyunda adeta bir taktik dersi niteliğindeydi. Fenerbahçe’nin kırılganlığını ve düşen moralini çok iyi analiz eden Galatasaray, rakibini kendi yarı sahasında hapsederek nefes alamaz hale getirdi. 3-0 gibi net, tartışmasız ve ezici bir skorla sahadan ayrılmaları, sadece bir derbi galibiyeti değil, aynı zamanda şampiyonluk yürüyüşünün en güçlü adımıydı. Bu farklı galibiyetle birlikte Galatasaray, rakiplerini hem psikolojik hem de puan olarak ekarte ederek şampiyonluk yolunda adeta yalnız kaldı.

Ve elbette maçın hakemi Yasin Kol… Derbi öncesi hakem ataması açıklandığında, özellikle sosyal medya üzerinden ve Galatasaray camiasından Yasin Kol’a yönelik ciddi, hatta yıpratıcı düzeyde olumsuz eleştiriler yapılmıştı. Büyük bir baskı altında sahaya çıkması beklenen Kol, tüm bu eleştirilerin aksine dev maçı olağanüstü bir sükunet ve başarıyla yönetti. Gördüğünü çalan, tarafsız, dürüst ve cesur bir yönetim sergiledi. Pozisyonlara olan yakınlığı ve özellikle oyunu kesmemek adına avantaj kuralını mükemmel bir şekilde uygulaması, derbinin temposuna doğrudan olumlu yansıdı. Maçın hakemi, sadece adaleti dağıtan taraf olmayı başardı.

Sonuç olarak; 3-0’lık bu derbi, Galatasaray şampiyonluk şarkılarının daha gür söylendiği tarihi bir gece olarak izlendi; Fenerbahçe için 12 yıllık hasretin acısının “yeteneksizlikten” değil, “eylemsizlikten ve ruhsuzluktan” dolayı bir kez daha iliklere kadar hissedildiği karanlık bir gece olarak kayıtlara geçti. Milyonların “Ne oluyor böyle?” sorusu ise ne yazık ki yine cevapsız kaldı.

Fenerbahçe’de Sözün Bittiği Yer
0