Basın Özgürlüğü 2025 Raporu “Kelepçe, Kayyum ve Sansür” Kıskacını Belgeledi
CHP Eskişehir Milletvekili ve gazeteci kökenli siyasetçi Utku Çakırözer’in hazırladığı “2025 Basın Özgürlüğü Raporu”, Türkiye’de dördüncü kuvvet medyanın karşı karşıya kaldığı varoluşsal krizi tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Rapor, gazetecilerin sadece adliye koridorlarında değil, ev hapsi ve kayyum uygulamalarıyla da kuşatıldığını belgeliyor. 2025 yılında 39 gazetecinin tutuklandığı, meslektaşların 610 kez hakim karşısına çıktığı tablo, Türkiye’yi dünya basın özgürlüğü liginde 159. sıraya demirletti.

Demokrasinin nefes borusu sayılan basın özgürlüğü, Türkiye’de 2025 yılında tarihinin en ağır darbelerinden birini aldı. Gazeteciliğin “suç”, haberin “delil” sayıldığı bir iklimde hazırlanan yıllık bilanço, baskının boyut değiştirdiğini ve sistematik bir devlet politikasına dönüştüğünü ortaya koyuyor.
CHP’li Utku Çakırözer’in titizlikle hazırladığı rapor, sadece rakamlardan ibaret değil; hapishanedeki gazetecilerden karartılan ekranlara, el değiştiren medya patronluğundan şüpheli ölümlere kadar uzanan karanlık bir dönemi kayıt altına alıyor.
Yargı Sopası Hiç İnmedi: 610 Kez Hakim Karşısı
Raporun en çarpıcı verisi, gazetecilerin mesailerini haber merkezlerinden çok adliye koridorlarında harcadığını gösteriyor. 2025 yılı boyunca gazeteciler tam 610 kez hakim karşısına çıktı. Bu, yılın her iş gününe ortalama 2-3 duruşma düştüğü anlamına geliyor.
Soruşturmaların ve davaların odağında ise “haberler, köşe yazıları ve sosyal medya paylaşımları” yer aldı.
39 Tutuklama: Aralarında Fatih Altaylı, Furkan Karabay, Ercüment Akdeniz, Elif Akgül ve Yıldız Tar gibi kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin de bulunduğu 39 gazeteci, tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Hapiste Geçen Günler: Raporda, tutukluluk sürelerinin bir cezalandırma yöntemine dönüştüğü vurgulandı. Furkan Karabay’ın 202 gün, Ercüment Akdeniz’in 247 gün ve Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın 34 gün özgürlüğünden mahrum bırakılması, yargılamaların tutuksuz yapılması ilkesinin rafa kaldırıldığını gösterdi.
Yılbaşı Hücrede: Duayen gazeteciler Merdan Yanardağ ve Enver Aysever, 2026 yılına cezaevinde girmek zorunda bırakıldı.
Yeni Baskı Yöntemi: “Modern Zindan” Ev Hapsi
2025 raporu, gazetecileri susturmak için cezaevine alternatif olarak “Ev Hapsi” ve “Adli Kontrol” mekanizmalarının yoğunlaştığını ortaya koydu.
Özellikle araştırmacı gazeteciliğin önemli isimlerinden İsmail Saymaz ve Eren Öner’e verilen ev hapsi cezaları, gazeteciyi sahadan koparma ve izole etme stratejisi olarak yorumlandı. Çakırözer, “Gazetecinin yeri olay yeridir, evinin salonu değil. Bu uygulama, habere erişimi engellemenin modern bir yoludur” tespitiyle tehlikeye dikkat çekti.
Medyada Mülkiyet Depremi: En Büyük Patron TMSF Oldu
Raporun en stratejik ve yapısal analizi, medya sahipliği üzerine. 2025 yılında İstanbul merkezli yürütülen soruşturmalar kapsamında, Türkiye’nin ana akım medyasını oluşturan Habertürk, Show TV, Bloomberg HT ve muhalif yayın çizgisiyle bilinen TELE1 gibi kuruluşlara kayyum atanması, medya düzenini kökten değiştirdi.
Rapora göre, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), atanan kayyumlarla birlikte fiilen “Türkiye’nin en büyük medya patronu” haline geldi. Bu durumun, editoryal bağımsızlığı tamamen yok ettiği, haber merkezlerini tek sesli bir bülten servisine dönüştürdüğü ve yüzlerce gazetecinin iş güvencesini ortadan kaldırdığı vurgulandı.
RTÜK’ten Ekonomik Sansür: 92,7 Milyon TL Ceza
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), 2025 yılında da “iktidarın sopası” işlevini sürdürdü. Rapora göre, eleştirel yayın yapan 4 televizyon kanalına toplam 53 yaptırım uygulandı.
Ekran Karartma: SZC TV 10 gün, Tele1 ise 5 gün boyunca ekranlarını karartmak zorunda kaldı.
Ekonomik Çökertme: Kesilen cezaların toplam tutarı 92,7 milyon TL’ye ulaştı. Bu cezaların, kanalları ekonomik olarak iflasa sürükleyip susturmayı amaçladığı belirtildi.
Şüpheli Ölüm ve Tehditler Gölgesinde Gazetecilik
Raporun en karanlık sayfası ise şüpheli bir ölüme ayrıldı. İstanbul’da uğradığı saldırı sonrası hayatını kaybeden gazeteci ve aktivist Hakan Tosun’un ölümü üzerindeki sis perdesinin hala aralanmadığına dikkat çekildi.
Bunun yanı sıra; Murat Ağırel, Alican Uludağ, İsmail Arı, Şule Aydın gibi gazetecilerin, yaptıkları yolsuzluk ve usulsüzlük haberleri nedeniyle açıkça tehdit edildiği, ancak tehdit edenler hakkında etkin bir soruşturma yürütülmediği kaydedildi.
Türkiye “Özgür Olmayan Ülkeler” Kategorisinde
Utku Çakırözer’in raporu, Türkiye’nin uluslararası itibarının da eridiğini belgeliyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) endeksine atıfta bulunulan raporda, Türkiye’nin 180 ülke arasında 159. sıraya gerilediği belirtildi. Bu sıralama Türkiye’yi, savaş bölgeleri ve diktatörlükle yönetilen ülkelerle aynı kategoriye sokuyor.
Çakırözer, raporun sonuç bölümünde şu çağrıyı yaptı: “Basın özgürlüğü, sadece gazetecinin değil, halkın haber alma hakkıdır. Gazetecilerin cezaevinde, ev hapsinde veya tehdit altında olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Bu utanç tablosunu değiştirmek, siyasetin ve yargının boynunun borcudur.”
2025 yılı, Türk basın tarihine “topyekûn kuşatma yılı” olarak geçerken, gazetecilerin direnişi ve gerçeği arama mücadelesi de tüm baskılara rağmen sürüyor.











