USD45,03
%0.22
EURO52,70
%0.06
EURO/USD1,17
%0.1
BIST14.243,66
%-0.64
Petrol106,98
%1.82
GR. ALTIN6.787,09
%0.11
BTC3.486.059,94
%0.12
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
  1. Haberler
  2. Kültür & Sanat
  3. Yerde Yatan Ulaş Değil, Ömrümüzdür!

Yerde Yatan Ulaş Değil, Ömrümüzdür!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Deniz Gezmiş yakalandığında ortaokul ikinci sınıf öğrencisiydim. O gün okuldan erken çıkmış, babamın gazozhanesine gitmiştim. Sol kulağım akıyordu. Müdür muavini saçlarım uzamış diye elindeki makasla önden arkaya traş etmişti ve henüz evimizde televizyon yoktu. Siyah beyaz paket yayın yapan televizyonu komşumuz emekli astsubay Memiş Amca’ların evinde seyrediyordum.

Denizler asıldığında da ortaokuldaydım, demek ki çok uzatmamışlar mahkemeyi. Hüseyin haklı çıkmış, Erdal Öz’e “Bunlar bizi asacaklar” demişti.

Bizim kasaba Hacıbektaş’a çok yakındır. Bu yüzden Ulaş Bardakçı’yı hemşehrimiz biliriz. 19 Şubat 1972’de Ulaş’ı, İstanbul Arnavutköy’de vurdular. Bu fotoğraf Ulaş’ın öldürüldükten sonra evin önünde çekilen fotoğrafıdır.

Aynı yılın 30 Mart’ında Mahir’leri de öldürdüler.

Bu tarihten üç yıl sonra Nevşehir Lisesi’ni bitirdim, üniversite sınavlarının sonucunda Mahir’in okuluna gittim, Siyasal’a. Yıl 1976 idi… Yeni okulumun öğrenci derneği başkanı Hakan Yurdakuler’i ben okula kayıt yaptırmadan beş ay önce öldürmüşlerdi.

 

1977’nin sonlarında Bornova’daydım. Ege Üniversitesi’nde. Küçük Kantin’de çadırlarda kalıyorduk ve boykottaydık. 1 Mayıs 1977 katliamı yaşanmış, 34 kişi katledilmişti.

1978-79 çok ağır geçti. 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt kapısında bekleyen öğrencilerin üzerine bomba atıldı. 7 öğrenci öldü. O sırada Bornova Öğrenci Yurtları’nda kalıyordum.

16 Mart saldırısında bombayla öldürülen çocukların failleri hiç ceza almadılar. En son bir gazetede gördüm, ölen gençlerden birinin avukat olan kız kardeşi, hâlâ sürdürüyormuş davayı.

1979’da Tıp Fakültesi ikinci sınıftaydım. Artık her gün üç beş kişi ölüyordu. Tariş Direnişi olmuştu İzmir’de ve direniş başlayınca biz de hastaneyi işgal etmiştik.

Sonra, malum darbe. 12 Eylül askeri darbesinden sonra cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi. 14 kişi açlık grevinde, 16 kişi kaçarken, 95 kişi çatışmada öldü. 144 şüpheli ölüm bildirildi, 43 kişinin de intihar ettiği söylendi.

Öyle böyle derken okulu bitirdim, tuhaf ama doktor olmuştum işte. Mecburi hizmete gittim.

1990’lı yıllarda İstanbul’daydım ve artık ülkemizde faili meçhuller vakay-ı adiyeden sayılıyordu.

1993’de, Uğur Mumcu’nun da öldürüldüğü yıl, Sivas’ta bir oteli güpegündüz, saatlerce, herkesin gözleri önünde kuşatıp içindeki otuz beş kişiyle birlikte yaktılar. Devrin başbakanı, televizyonda yaptığı konuşmada, “otelin etrafındaki insanlara bir şey olmadığı” müjdesini(!) verdi.

1995’de Fransa’ya (Paris’e) gittim, on beş yıl önce kaçarak canını kurtaran mülteci bir arkadaşımın yanına. Derdim Fransızca ve sinemaydı. Fransızca öğrenemedim ama Paris’i iyi bilirim.

Ben Paris’teyken Gazi Mahallesi’nde uzun namlulu silahlarla 22 kişiyi öldürdüler.

1996’da döndüm Türkiye’ye.

Faili meçhuller hiç bitmedi. 2007’de bir halkın en soylu evlatlarından birini, Hrant’ı sırtından kalleşçe vurdular.

Roboski’de, sınırdan mazot taşıyan otuz altı kişi bombalarla parçalandı. Yetmedi, (şahit falan kalmasın diye herhalde) olaydaki katırları da öldürdüler.

Gezi oldu sonra. Üşüdükçe kendini yakan çocukların canı erik yemek istemişti. Fakat, Berkin’i, Ethem’i, Ali İsmail’i ve diğerlerini aldılar elimizden.

Şahsi tarihim, ülkemin siyasi cinayetler tarihiyle yan yana sürdü gitti.

Benim ömrüm bitti; ama ne öldürmeleri, ne de faili meçhulleri bitti ülkemin.

Bu fotoğraf canına okunmuş bir gençliğin ortak hatıratıdır.

Bu yüzden, orada, yerde yirmi beş kurşunla delik deşik edilmiş yatan delikanlı Ulaş Bardakçı değil, bir kuşağın ömrüdür

Ercan Kesal

Ercan Kesal’ın bu yazısı üstüne değerli Hakkı Gümüştaş abimizin sözleriyle haberimizi bitirirken ölümsüz kahramanlarımızı bir defa daha saygıyla anıyorum.

 

19 Şubat 1972 de gözaltında bulunduğumuz Ankara’nın bir karakolu’ndan alınıp merkez komutanlığına getirildim. Sıkıyönetim’in başı Tevfik Türüng’ün huzuruna alındım! Bana baktı baktı! ‘saklayın saklayın, dedi. Ulaş öldü, Ziya Yılmaz yaralı!!
Şimdi kimse sıkıyönetim komutanını anımsamıyor!
Huzur içinde uyuyun!
Hakkı Gümüştaş
19 Şubat 2017
Ercan Kesal’ın sözleriyle: ” Yerde Yatan Ulaş Değil, Ömrümüzdür!”
Saygıyla anıyorum.Ulaş Bardakçı ölümsüzdür.

Yerde Yatan Ulaş Değil, Ömrümüzdür!

Tamamen Ücretsiz Olarak Gazetemize Abone Olabilirsiniz.

Yeni haberlerden anında haberdar olmak için e-posta aboneliğini hemen başlat.
KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.